Çırpınırdın Karadeniz Türküsü Hikayesi. 30 Ekim 2020 hasbelkadir. Bu yazımızda son günlerde sıkça konuşulan dinlerken tüylerimizi diken diken eden bir türkünün hikayesinden bahsedeceğiz. Bu türkü Çırpınırdın Karadeniz Türküsü bir kaç araştırma ile bizimde çok etkilendiğimiz bu hikaye eminim sizleri de çok
Karadeniz Türküleri TRT’nin, Türk halk müziği ve Türk sanat müziği alanlarında 1969 yılı ortalarından 1972’nin sonuna kadar yaptığı sanatçı denetlemelerinin sonuçları, Türkiye Radyoları Türk Halk ve Türk Sanat Müziği Sanatçı Denetim Raporları adıyla basılmıştır.
KaradenizTürküleri. Sitede yer alan tüm Karadeniz türkülerine ve türkü sözlerine bu sayfadan ulaşabilirsiniz. Tüm Türküler. Ah Dumanlı Dereler, 38643 ziyaret; Askaros Deresi (Oy Tırabzan), 27254 ziyaret; Aspet'ten Liparit'a 2, 5574 ziyaret; Ata Vurdum Arpayı, 10166 ziyaret; Attım Da Vuramadım, 23851 ziyaret; Ayağundaki Mesler
Ülkemizde Doğu Karadeniz Bölgesi ile ve daha net bir ifade ile Rize şehriyle özdeşleşen pepeçura, her yıl yaz aylarının sonlarında yoğun bir şekilde yapılmaya başlanır. Pepeçura ya da pepeçi olarak bilinen siyah üzümün kabuğuyla üretilen pepeçura tatlısı, özellikle son yıllarda Rize’de pastanelerde de satılmaktadır.
Özellikle Karadeniz Bölgesi türküleri ve horon havaları ile tanındı. 26 Şubat 2010 tarihinde, İstanbul Şile'deki evinde hayatını kaybetti. Derlediği türkülerden bazıları : Divane aşık gibi, Ayağındaki mesler, Ezel bahar olmayınca, Gemiye çektuk yelken, Gökte yıldız aymisun
cash.
M. Kemal AYÇİÇEK – 24 Haziran 2010 Dışarıdan bakıldığında “harika” bir yerdir Karadeniz Bölgesi…Öyledir de aslında.. Yeşilin 40 tonunu görmeniz mümkündür çünkü.. Gürül gürül akan derelerinin çevresine saçtığı hayat, bir başka bölgelerde çok sıkça görülemeyecek manzaraları da oluşturur.. Fotoğraflara bakıldığında her an “ahh” çekersiniz, “ne güzel bir yer, ne müthiş bir doğa” diye iç geçirirsiniz.. Elbette haklısınızdır, bu tarz bakışınızda ama.. işte aması var.. Karadeniz Bölgesi, Doğu Anadolu Bölgesi’nden sonra en fazla göç veren bir bölgedir. Yani; Bu müthiş manzaralar, bu müthiş Doğal güzellikler “karın doyurmuyor”..karınlar doymayınca da “göç” etmekten başka çaresi kalmıyor bölge insanının..belki daha iyi yaşam hayalleri, binlerce insanı söktü aldı doğduğu topraklardan.. Evet, “insan doğduğu değil doyduğu yere gider” de yaşam, sadece “doymak”la mı sınırlıdır?! Gelin Karadeniz bölgesine, ama gürültüsüz, habersiz, sessizce bir gezin bakalım.. o hayal dünyanızda oluşan veya oluşturduğunuz aynı duyguları yakalayabilecek mi siniz?.. Kapısı, bacası kilitli, penceleri kapalı, duvarları yıkılmış, çatıları çökmüş, kiremitleri yosun bağlamış Karadeniz evlerini gördükten sonra..kimi inşaatı yarım kalmış, kimi zaten ufacık olan ahşap evinin veya dükkanının kilidini vurmuş, sönmüş ocaklar az değildir Karadeniz bölgesinde..Evet, karadenizin bu yüzünü pek göstermeyiz, aslında bizlerde pek görmek istemeyiz, hep birer bahaneler bulur, onları geçiştiririz sohbetlerimiz de ve yazılarımız da ama iş öyle değil.. Artık, bu güzel memleketin bir de o görülmeyen, göstermediğimiz yüzünü de göstermenin zamanıdır artık. Allah’ın bildiğini kullardan esirgemenin alemi yok sanırım. Karadeniz bölgesi’nden gurbete gidenlerden önceleri ölenlerin cenazeleri gelirdi en azından, babaocağıdır deyi memleketlerinde toprağa verilirdi. Şimdi artık o cenazeler de gelmez oldu. Nesil değiştikçe, yeni kuşak gurbetlilerin karadenize bakışı belki değiştirir oldu bu geleneği, hayattayken en azından yaz mevsimlerinde sil-i rahim yapan yaşlı ve orta kuşak, ister istemez yeni kuşağın esiri! olmuş ve artık o eski alışkanlıklarını bile yapamaz hale gelmişler. “nasılsa öldü, nerden bilecek nerde yattığını, gömelim Zincirlikuyu’ya gitsin” mantığı, yeni kuşak nesile hakim olmuş belki de.. Karadeniz Bölgesi, yıllardan beri göç verdi, hala veriyor. Tüten ocaklar, birer birer sönüyor ve bacalar tütmüyor. “Baba ocağının tüttürülmesi” geleneği unutuldu artık. Bir yandan ekonomik sıkıntılar, belki bir yandan da iş-güc’ten geri kalmama, daha fazlasını bulma, az ile yetinmeme veya aza kanaat etmeme mantalitesine teslimiyet, baba ocaklarının sönmesine yol açtı..Gurbetteki Karadenizliler bile artık, belki birkaç yılda bir geldikleri bölgede çektikleri videolar ve dijital fotoğraf makinalarıyla çektikleri fotoğraflarla, bölgeye gelmeden hasret giderme kolaylığına saplandılar. Onlar bile, “çekin bizim evin de fotoğrafını atın internete” kolaycılığındaki taleplerde bulunabiliyorlar artık..Bin bir emekle yapılan binalar, evler, onca anının, öykünün yaşandığı yapılar,şimdiler de birer birer viraneye dönüyor. Karadeniz, İstanbul’a göçmüş Doğu Karadeniz Bölgesi illerinden en fazla göç İstanbul’a olurken, ikinci sırada göç edilen il Ankara ve üçüncü sırada da göç edilen il Kocaeli olmuş. Türkiye İstatistik Kurumu’nun Adrese dayalı nüfus kayıt sistemi veri tabanına göre en az göç edilen il ise Kilis olarak gösteriliyor. İstanbul’a en fazla göç eden illerin başında 480 bin 614 kişi ile Ordu, 474 bin 313 kişi ile Giresun,368 bin 27 kişi ile Trabzon, 286 bin 302 kişi ile Rize, 134 bin 85 kişi ile Gümüşhane ve 79 bin 462 kişi ile de Artvin sıralanıyor. Trabzon’dan en fazla göç edilen ikinci il 49 bin 952 kişi, Kocaeli, üçüncü olarak ta 46 bin 17 kişi ile Ankara’ya göç olmuş. Rize’den ikinci olarak 35 bin 165 kişi ile Ankara, üçüncü olarak ta 20 bin 132 kişi İzmir’i tercih etmiş. Artvin’den göç edilen ikinci il 60 bin 789 kişi ile Bursa, üçüncü olarak 30 bin 900 kişi ile Ankara ya göç verilmiş. Giresun’dan ikinci tercih 48 bin 804 kişi ile Kocaeli, üçüncü olarak gidilen il ise 32 bin 36 kişi ile Bursa olmuş. Ordu’dan ikinci olarak 52 bin 368 kişi ile Ankara,39 bin 601 kişi ile Samsun’a göç üçüncü sırada yer almış. Gümüşhane’den ikinci sırada göç edilen il 33 bin 450 kişi ile Kocaeli, 31 bin 86 kişi ile de üçüncü sırada göç edilen il Ankara olmuş. Karadeniz’den en az göç verilen il ise Kilis olmuş. Kilis’e, Gümüşhane’den 6, Rize’den 22,Artvin’den 23, Giresun’dan 35, Ordu’dan 42 ve Trabzon’dan da 61 kişi göç Trabzon, Artvin, Gümüşhane, Giresun, Ordu, Rize’den 5 milyon 455 bin 491 kişiden 3 milyon 168 bin 692 kişi’nin 1 milyon 822 bin 803’ü İstanbul’a, 215 bin 600’ü Ankara’ya, 203 bin 670’i de Kocaeli’ne, 189’u da Kilis’e göç etmiş olarak gözüküyor. Resmi kaynaklarda, hazırlanan raporlarda Karadeniz bölgesi, şu bilgilerle özetlenebiliyor; “Dışarıya net göç veren bir bölge olması Türkiye Cumhuriyeti Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı DOĞU KARADENİZ BÖLGESEL GELİŞME PLANI DOKAP Nihai rapor’dan "DOKAP bölgesinde 1990-97 yılları arasında nüfusta yıllık yüzde 0, bir oranla kişiden fazla bir nüfus kaybı olmuştur. Nüfusun doğal artışı da göz önüne alındığında, nüfus kayıplarının veya dışarıya net göçün, yukarıdaki rakamların gösterdiğinden çok daha büyük olduğu söylenebilir. 1990 nüfus sayımına göre, 1985-90 arasındaki dönemde, DOKAP bölgesindeki tüm illerden dışarıya göç olduğu belirlenmiş ve yıllık ortalama net dış göç oranlarının yüzde 1,10 Ordu ile yüzde 2,41 Bayburt arasında değiştiği tespit edilmiştir. Bu dönemde, DOKAP nüfusu yılda sadece yüzde 0,17 oranında artmıştır. Bu da yıllık dış göç oranının yaklaşık yüzde 1,5 olduğunu göstermektedir. Tek ürüne bağımlı tarımsal yapı DOKAP bölgesi ekonomisi ve özellikle tarım sektörü büyük ölçüde iki önemli ürüne; çay ve fındığa dayanır. Bölge, 1996 verilerine göre hektar büyüklüğündeki çay arazisi ile Türkiye’nin tek çay üreticisi konumundadır. Yine aynı yılın verilerine göre; hektar büyüklüğünde bir alana yayılan 162,8 milyon adet fındık ağacı, bölgedeki toplam 167,9 milyon adet meyve ağacının yüzde 97’sini oluşturur. 1996 yılında toplam hektar olan tarım arazisi içinde bu iki ürünün payı yaklaşık yüzde 60’dır. Geri kalanını ise tahıllar yaklaşık yüzde 30, baklagiller, yem bitkileri, yumru bitkiler, bazı endüstri bitkileri ve sebzeler iki yöresel ürünün ve bunların yan ürünlerinin üretim, işleme ve pazarlaması devlet girişimleri tarafından yapılmaktadır. Bu durum tarıma dayalı sanayilerin ve tarımla bağlantılı faaliyetlerin gelişmesini büyük ölçüde sınırlamaktadır. Bölgede yetiştirilen diğer ürünler ise, genelde doğrudan tüketilen ve işlemeye uygun olmayan ürünlerdir. Bölge içinde gözlenen büyük eşitsizlikler DOKAP bölgesi içinde büyük eşitsizlikler söz konusudur. Bu durumun temel nedeni, zor coğrafi koşullar ile birlikte; su, temel tarım arazisi ve maden yatakları gibi doğal kaynakların homojen olmayan bir şekilde dağılmış illeri arasındaki eşitsizlikler Tablo karşılaştırmalı olarak bölgesi, ilkokullarda bir öğretmene düşen öğrenci sayısı bakımından Türkiye ortalamasının üstündedir. Ulusal karayollarının yoğunluğu, kırsal bölgelerdeki içme suyu hizmetleri ve her kişiye düşen hastane yatağı göstergeleri açısından ise Türkiye ortalamalarına yakın seviyelerdedir. Ancak, kişi başına düşen GSBH, kişi başına elektrik tüketimi, her kişiye düşen doktor sayısı ve orta öğrenimden sonra okullara kayıt oranı gibi, bölgenin Türkiye ortalamasının altında kaldığı göstergelerde bazı illerde ortalamaların özellikle çok düşük olduğu görülmektedir. Bazı illerde, ilin kendi içinde de büyük eşitsizlikler gözlenmektedir. Örneğin, Artvin ili, büyük ölçekli bakır madenciliği ve işleme faaliyetleri sayesinde bölgedeki en yüksek GSBH’ye sahiptir. Ayrıca kişi başına düşen özel otomobil sayısı en yüksek olan ili genelinin bu özelliklerine karşılık köyler için bunları söylemek mümkün değildir. Kırsal alanlarının çoğunda tarım faaliyetlerinin verimliliği düşüktür. Kırsal yolların yoğunluğu bakımından DOKAP bölgesinde sondan ikinci sırada yer almaktadır. Kırsal bölgelerdeki su hizmetlerinden yararlanan nüfus ortalaması bu ilde en düşüktür. Giresun ilinde kentsel ve kırsal alanlar arasındaki eşitsizlikler, komşu iller olan Trabzon ve Ordu’ya göre daha fazladır. İl, Giresun dağları tarafından kuzey ve güney olarak ikiye ayrılmıştır. Önemli kent merkezleri kıyı boyunda görülür ve iç bölgeler göreli olarak daha az gelişmiştir. DOKAP Bölgesindeki Mekansal Yapı Bir bölgenin mekansal yapısı, başta ulaşım olmak üzere, yerleşmelerin dağılımı, arazi kullanım deseni ve çeşitli altyapı olanaklarının dağılımı ile belirlenir. DOKAP bölgesinin gelişimini engelleyen mekansal yapısının en önemli özellikleri sert topoğrafik koşullar ve gelişmemiş ana ulaşım ağıdır. Bunun nedeni sert topoğrafik yapının toprağın tarımsal amaçlı kullanımını sınırlaması, bu doğrultuda şekillenen arazi kullanımının ve yerleşme yapısının ise ulaşım ağının gelişmesine engel olmasıdır. Sert Topoğrafya DOKAP bölgesinin topoğrafik yapısı, yer yer metreyi aşan dağlık alanlar ile yüksek tarım potansiyeline sahip sınırlı ölçüdeki düzlük arazilerle şekillenmiştir. Genellikle dağların kuzey eteklerinden akan pek çok nehrin boyları kısadır ve yatakları çok meyillidir. Alüvyonlu ova oluşumlarının sayısı oldukça azdır. Büyük kentsel merkezlerin olmaması DOKAP bölgesinde, 1997 verilerine göre kişilik nüfusa sahip olan Trabzon dışında büyük bir şehir merkezi yoktur. Trabzon, Türkiye’nin doğusundaki en büyük on kent merkezi arasında yer almaktadır. Ancak Türkiye’nin kentsel kademelenmesinde üçüncü derece merkez olarak görünmektedir. Trabzon’un kentsel yapı üzerinde hakimiyeti sınırlı olup nüfusu DOKAP bölgesi toplamının sadece yüzde 13’ünü oluşturmaktadır. Dağınık kırsal yerleşme deseni DOKAP bölgesindeki kırsal yerleşmeler büyük bir alana dağılmışlardır. 1997 verilerine göre bölgede adet köy bulunmaktadır. Aynı yıl için olan kırsal nüfus köy sayısına bölünecek olursa, ortalama köy nüfusu sadece 551 olarak tespit edilir. Bu ortalama nüfus, Ordu ve Trabzon’da görece yüksek 883 ve 863, Gümüşhane 275 ve Bayburt’ta 308 ise daha düşüktür. Bu dağınık yerleşim yapısı, sosyal hizmetlerin ulaştırılmasının pahalı olmasına ve yetersiz kalmasına neden olmaktadır. Bu durum, ilkokullara kayıt oranlarının düşük olmasında ve kırsal alandaki su temini hizmetlerinin yetersizliğinde daha da ön plana çıkmaktadır. Bu yapının neden olduğu kırdan kente göç sorunları daha da artırmaktadır. DOKAP Bölgesi Kaynak Kapasitesi Farklı kaynaklardan alınan verilerde küçük farklılıklar olmasına karşın Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nden elde edilen bilgilere göre tarım arazileri toplam DOKAP alanının yüzde 28’ini oluşturmaktadır. Tarım arazisinin yüzde özel ürünler olan çay ve fındık yetiştirilirken, sulu tarım yapılan alanların payı sadece yüzde 8’dir. DOKAP bölgesindeki ormanlık araziler, tüm bölgenin yüzde 42’sini kaplar. Bu açıdan en zengin il Artvin’dir. Artvin toplam orman alanının yaklaşık yüzde 30’unu oluşturan hektar büyüklüğünde ormanlık araziye sahiptir. Bayburt’ta ise sadece hektar ormanlık arazi vardır. Bu değer DOKAP bölgesindeki orman alanının yüzde 1’inden de düşüktür. Yerleşme alanları ise DOKAP bölgesinin yalnızca yüzde 0, kaplamaktadır. DOKAP bölgesinde, 14 ayrı toprak grubu yer almaktadır. Ancak bölgede kırmızı-sarı podzolik toprak, gri-kahverengi podzolik toprak, kahverengi orman toprağı, kireçsiz kahverengi orman toprağı, kahverengi toprak ve yüksek dağ toprağı baskındır. DOKAP bölgesinde tarım işletmelerinin ortalama büyüklüğü 2,5 hektar olup, bu değer ülke ortalaması olan 5,9 oldukça küçüktür. Ortalama tarım arazisi büyüklüğü en küçük olan il 1,7 hektar ile Artvin’dir. Bu ili 1,8 hektar ile Rize ve 2,1 hektar ile Trabzon izler. Sadece Bayburt ili, 7,4 hektarlık bir ortalama ile Türkiye genelini geçmektedir.” Güncelleme Tarihi 04 Ocak 2019, 2156
En çok sevdiğiniz türkü hangisi diye sorsak, eminim herkes farklı farklı türkü isimleri söyler. Benim için de Mağusa limanı türküsü o türkülerin başında gelir. Dinlerken kesinlikle yaşanmışlığı vardır dediğimiz bu türkünün hikayesini sizin için araştırdık ve bizi üzen o hüzünlü hikaye ile karşılaştık. Mağusa Limanı Türküsü HikayesiMağusa, jeopolitik konumu oldukça önemli olan Kıbrıs’ın, en önemli liman kentlerinden birisidir. Takvim yaprakları 1943 senesini gösterdiğinde Kıbrıs henüz kuzey ve güney olarak ikiye ayrılmamışken yaşanır bu hazin Limanında Hamal Olarak Çalışan Arap AliMağusa limanında hamal olarak çalışan ve teninin esmerliğinden dolayı Arap lakabını almış, Arap Ali’nin hikayesidir bu. Genç yaşta evlenen ve birde çocuğu olan, güçlü, kuvvetli bir delikanlıdır Arap Ali. Ali Hemen hemen her akşam işini bitirdikten sonra çalıştığı limanın hemen yakınında bulunan bir meyhaneye gider ve orada günün yorgunluğunu atmak için bir şeyler içer ve evine LimanıYine bir akşam Ali iş çıkışında meyhaneye gitmiş. Bu sefer girdiğinde meyhanede bir uğultu kahkaha ve saygısız tavırlar sergileyen İngiliz sömürgesine ait 7 Hint askerlerini görmüş. Bakışlarını askerlerin üzerine odaklayan Ali’nin bakışlarından rahatsız olan Hint askerleri Ali’nin üstüne yürümüş ve beklemedikleri şekilde Ali’den dayak yiyerek meyhane den ayrılmışlar. Ve bu olay o gece tüm Kıbrıs’a yayılmış. Arkadaşları bu olaydan sonra Ali’ye hemen buraları terk et bunlar seni rahat bırakmaz şeklinde telkinde bulunsalar da Ali’nin kaçmak hiç aklında dahi değildir. Gitmesi gerekenin onlar olduğunu söyleyen Ali içkisini içmeye devam Süngü Takan 7 Hint AskeriErtesi gün Ali yine iş çıkışında aynı meyhaneye gider ve bu sefer meyhanede farklı bir atmosferle karşılaşır. Tüfeklerinde süngü takılı olan aynı 7 Hint askeri onu bekliyordur. İçlerinden bir tanesi Ali’ye doğru hamle yapar. Ali gelen ilk askeri yumrukla yere indirir, fakat kalan 6 askerin süngü darbelerine dayanamaz. En son öfkeli bir şekilde Ali’nin yumrukla yere indirdiği 7. askerde Ali’ye süngüsünü saplar. Hızlıca kan kaybetmeye başlayan Ali’yi 7 Hint askeri sürükleyerek ibreti alem için Mağusa limanına götürür. Ve orada bırakırlar olayı öğrenen Ali’nin eşi hızlı bir şekilde limana doğru koşar ve kanlar içerisinde olan Ali’nin başına ağzından o son sözler dökülür. “iskeleden çıktım yan basa basa Mağusa’ya vardım kan kusa kusa. Mağusa limanı, limandır liman, beni öldüren de yoktur din iman”. Sözleri çıkar ve Ali o dakika canını teslim eder. Ali’nin eşi ise “uyan alım uyan uyanmaz oldun yedi bıçak yarasına dayanmaz oldun” der. Bu sözleri duyup etkilenen çevre halkı ise bu sözlerden türkü Karadeniz Türküsünün hikayesini Okumak İçin Limanı SözleriMagusa limanı, limandır liman, amman ammanMagusa limanı, limandır liman, amman ammanBeni öldürdende yoktur din imanBeni öldürdende yoktur din imanUyan Alim uyan, uyanmaz oldunYedi bıçar yarasına dayanmaz oldunUyan Alim uyan, uyanmaz oldunYedi bıçar yarasına dayanmaz oldunİskeleden çıktım yan basa basa, amman ammanİskeleden çıktım yan basa basa, amman ammanMagusaya vardım, kan kusa kusaMagusaya vardım, kan kusa kusaUyan Alim uyan, uyanmaz oldunYedi bıçar yarasına dayanmaz oldunUyan Alim uyan, uyanmaz oldunYedi bıraç yarasına dayanmaz oldunMagusa Limanı’ndan aldılar beni, aman amanMagusa Limanı’ndan aldılar beni, aman amanÜç mil uzağına attılar beniÜç mil uzağına attılar beniUyan Alim uyanUyanmaz oldunYedi bıçak yarasınaDayanmaz oldunUyan Alim uyanUyanmaz oldunYedi bıçak yarasınaDayanmaz oldun…instagram hesabımızı ziyaret etmeyi unutmayın.
amasyayla ilgili türküler amasya ile ilgili türküler amasya türküleri ve öyküleri manileri türküleri ve hikayeleri Amasya ili geleneksel giyim-kuşam bakımından çok renkli ve çeşitlidir. Kıyafetlerin günümüze değin bozulmadan gelmiş olması, yöre insanının kapalı bir toplum olmasından kaynaklanmaktadır. Dağ köylerinde hâlâ geleneksel kıyafetler ile günlük yaşamı sürdüren insanlar vardır. GELENEKSEL KADIN GİYİMİ Amasya geleneksel kadın kıyafeti oldukça zengin ve gösterişli bir kıyafettir. Göynücek İlçesi’nin Ilısu Köyü ve Karayakup Köyleri’nde Yörüklerin giydiği geleneksel kıyafetler; fes, pullu yemeni, göynek, üçetek, cepken, yelek, kuşak, çarpana kuşak, şalvar, çorap ve çarık olmak üzere 12 parçadan oluşur Amasya folklorunda maniler önemli bir yer tutar. Amasya yöresindeki toplumsal yaşayışın, coşkunun, heyecanın yoğun bir şekilde yaşadığı maniler, düğünlerde ezgili olarak okunur. Genelde genç kızlar bir araya geldiklerinde, eğlenmek amacı ile mani söylerler. Mani söyleneceği zaman güzel tef çalan biri eline “el tefi” alır. Bir taraftan çalıp diğer taraftan mani söyleyerek kendisine eşlik edecek birini arar. Bazen mani söyleyecek kişiler istekli olmayabilir. Bu durumda onu teşvik etmek için ardı ardına maniler sıralanır. Bu manilerin içeriği mani atışmasına girmesi istenilen kişiyi kızdırmak amaçlı olabilir. Ortam iyice ısınmaya başlayınca söylemeye niyetli olmayan kişi onun söylediğine karşılık olarak mani söyler. Böylece mani yarışı atışması başlar. MANİLER Duvarda makas asulu Elbiseler kesülü Bana mani sorarsan Kirli çuval basulu Çay aşağu giderim Topal koyun güderim Eğer anam vermezse Bohçamı alur giderim Mavi boyarlar mola Sevsem duyarlar mola İkimizde bir boyda Nikah gıyarlar mola Harmanlarda ot bitti Goyun yayulsun diye Hatıp kekül sallamış Muhtar bayulsun diye Üzüm goydum sepete Yar oturur tepede Ben bir yeni yar sevdum Şan olsun memlekete Altınım var boynumda İki ellerim goynumda Ela gözlü sevduğum Gece gündüz aynımda Altını bozdurayım Sıraya dizdireyim Elma armut değülsün Cebimde gezdireyim Yaylanın çimenini Hep toplamış geyikler Sevdalunun işine Ne garuşur böyükler Gayalardan ot biter Guzular yayulsun diye Gızlar kekürt* sallar Oğlanlar bayulsun diye Dozer geliyor dozer Çekilin sizi ezer Benim sevduğum oğlan Sinan Özer’e benzer Yayladan mı geliyon Sırtındaki yayuk mu Ben sağa ayakkabı verdüm Ayağundaki çaruk mu Ambar altunda cecük Bacakları küçücük Benüm sevduğum oğlan Dünyalarda biricük TÜRKÜLER TEK KAPIDAN ÇIKTIM YÜZÜM PEÇELİ Tek kapıdan çıktım yüzüm peçeli Ahbaplar oturmuş iki geçeli Hulusim de alnı sıra perçemli Neyleyim dünyada dünya malını Gönül arzediyor eski halini Dağdan yuvarlandı kayalarımız Gamile yoğruldu mayalarımız Nola taş doğursaydı analarımız Neyleyim dünyada dünya malını Gönül arzediyor eski halini Mezarımı Helvacı'ya eşsinler Al yeşili üzerime örtsünler vay vay Gelen geçen yazık olmuş desinler Neyleyim dünyada dünya malını Gönül arzediyor eski halini BULGURU GAYNATIRLAR Bulguru gaynatırlar Yüksekte yaylatırlar Şu Amasya gençleri Sin sini oynatırlar NAKARAT Haydi de Kenanım Kenanım Açma yorganım yorganım Üşür her yanım her yanım Sarıl açanım doldur imanım Köşe başında durdular Müşavere kurdular On beş yiğit içinde Kenanımı vurdular NAKARAT Tozanlı düzde kaldı Gözlerim izde kaldı Oğlanı bir dert aldı Dermanı kızda kaldı NAKARAT HÖÇÜLLÜ Höçüllü de yavrum höçüllü Yaylada buldum göçünü Dakıver de zillerin üçünü Oyna da meydan senindir aman Dönüver de meydan senindir aman Dönüver de meydan senindir güzelim Merdini yavrum merdini Kim bilir kimin derdini Dakını ver zillerin dördünü Oyna da meydan senindir aman Dönüver de meydan senindir aman Dönüver de meydan senindir güzelim YARİNEN GEZDİĞİM DAĞLAR Çıktım şu dağlara da seyran ederken Yarinen gezdiğim dağlar ürüşan Gulak verdim her tarafı dinledim Bir ben değil cümle alem perişan Eylen güzel eylen gavil keselim Gavil mutebardır dönmemesine İkimizde bir dala yuva kuralım Şu daldan bu dala gonmamasına KADER Ebdest aldım da ilkindiyi gılmaya Camiye vardım namazımı durmaya Gözümü ağdurdum iyce kilim çalmaya Orda da zopayı yidürdün gader bana Sürüne sürüne pazara vardum Altmış kuruş verdim bir öküz aldum Sabaha koşmadan gıçını gırdım Onu da üç gıçlı eyledin gader Ağlarım ağlarım gözlerim yaşlı Dört evlet büyüttüm çileli başlı Ellere kumaş geydirdin ucu nakışlı Bana da boz urbayı mehel görmedin gönül YÜCE DAĞ BAŞINDA BİR CİZ GARİDİM Yüce dağ başında bir ciz garidim Yel vurdu da ufak ufak eridim Evel muhabbetli yarin ben idim Şimdi yad ellerden bakan ben oldum Yüce dağ başında ben de Leyla’yım Otur yanıma da derdim söyleyim Halimden bilmedük yari neyleyim Getme güzelim dön geri gel GİTME GÜZEL DÖN GERİ GEL Melez göynek giyinmiş yakasu nazük Goluna dakunmuş altun bilezük Öpmeye gıymadum sıkmaya yazuk Gitme güzel dön geri gel Melez göynek giyinmiş yakası kirli Şeftali satarlar ikili birli Aslını sormayın Diyarbekirli Gitme sevdiceğim dön geri geri
1. Türkiye’de Türk Kavimlerinin Öncüleri Türkiye’de Türklerin varlığı ile ilgili ilk bilgiler 3000 yıllarına kadar inmektedir. Hattuşaş’ta bulunan III. bin yılın sonlarına, 2200’lere ait bir belgede Türkiye’de Türklerin bulunduğu, kralları İlşu Nail’in Anadolu’ya girmek isteyen Akkadlarla savaştığı kaydedilmiştir. 2200’lerde Akkad İmparatoru Naram-Sin Anadolu’ya bir sefer düzenlemiştir. Bu sefer ve savaşlar, “Şartamhari Metinleri” adıyla bilinen yazılı raporda anlatılmaktadır. Metinde Akkad imparatorunun Anadolu’daki Hatti Kralı Pampa’nın önderliğindeki 17 şehir devletinin oluşturduğu birliğe karşı savaşması anlatılmaktadır. Metnin 15’inci satırında Türki Kralı İlşu-Nail’in de bu birlik içinde yer aldığı kayıtlıdır. Şartamhari Metinleri Hattusaş arşivinde ele geçirilen metnin kopyası KBo III, 13 metin şöyledir [ilk 7 satır kopuk] 8. Bana karşı bütün memleketler isyan ettiler, 9. Gaşua kralı Anmanailu, Pakki kralı Bumanailu, 10. Ulluwi kralı Lupanailu sonra ... kralı ... İnmipailu, 11. Hatti Kralı Pampa, Kaniş kralı Zipani ... kralı Nur-Dagan, 12. Amurru kralı Huwaruvaş, Paraşi kralı Tişenki, 13. Armanu kralı Mudakina, Sedir Dağları kralı İşgippu, 14. Larak kralı Ur-Larak, Nikku kralı Ur-Banda, 15. Türki kralı İlşu-Nail, Kuşaura kralı Tişkinki, 16. Toplam on yedi kral ki onlar savaşa girdiler ve ben onları vurdum, 17. Hurrilere karşı bütün orduyu seferber ettim ve sonra Tanrılara şarap takdim ettim, 18. O zaman savaşçılarıma, binlerce düşman askeri hiç mukavenet etmedi Memiş; “Orta Doğu’da Türklerin Varlığı Tartışmaları”, naklen. Bu metin, Hititçe ve Hitit çivi yazısıyla yazılmıştır. Bu metin Güterbock tarafından 1938’de yayımlanmıştır. Güterbock; Karadeniz’in Güneyinde İlk Türk Kavimleri a. Kutlar / Gutlar 2500 yıllarında Mezopotamya’nın kuzeyinde hüküm sürmüş Kutların Türkçe konuşan bir kavim olduğu konusu bilim dünyasının aydınlattığı bir gerçektir. Kut kavminin Türk kökenli olduğunu ünlü Sümerolog Prof. Benna Landsberger, 1937’de yapılan Tarih Kurultayı’nda ATATÜRK’ün huzurunda açıklamıştır. Landsberger, ölüm yılı olan 1968’e kadar bu konuyu geliştirmeye çalışmış, konu ile ilgili olarak dersler ve konferanslar vermiştir. Kut dili ile Eski Türkçenin bağlantısı üzerinde çok emek harcamış, devrinin önemli bilim adamları olan A. von Gabain ve László Rásonyi’nin de onun görüşlerine katıldığı anlaşılmaktadır. Landsberger, Anadolu’da yaşamış Gutium yahut Kutium milletinin Kutlar olduğunu, bu kelimenin Akatça nispet eki -ium aldığını belirtmiştir. Kütahya ilimizin eski kaynaklardaki ismi Kutium’dur. -ium’un Akatça nispet eki dikkate alındığında adı geçen şehrimizin kurucusunun Kut/Gutlar olduğu açık bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Kutlara ait yazıtlardan anlaşıldığına göre kağanlarının adlarının Yarlagan, Tirigan, Şarlak /Çarlak, El-ulumuş, İnim-bakaş oluşu, onların Türk milletinin bir parçası olduğunu aslında şüpheden uzak tutmaktadır. Kutlar B. Hrozny’ye göre Hazar denizinin güneydoğusunda, Türkistan’da oturmakta iken daha sonra 2500-2400 yıllarında Hazargölü çevresinden batıya doğru göçmüşlerdir. Kutlar 2500 yılından sonra Akkad’ın Samî Krallığı’nı yıkıp Mezopotamya’da 125 yıl hüküm sürmüşlerdir. M. A. Beek ise onların Kerkük ve çevresinde yaşadığını bildirmiştir. Doğudaki dağlarda yaşayan Kut/Gutlar, 2300’lü yıllarda Mezopotamya’ya saldırıp büyük tahribatlar yapmışlardır. Bu saldırılar sırasında temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarının büyük oranda yükseldiği, asayişin bozulduğu tarihî kaynaklarda bir ayrıntı olarak yer almaktadır. Pek çok bilim adamı tarafından Kutların 2260-2223’ten sonra Dicle ırmağının kuzeyine doğru göçtükleri iddia edilmektedir. Daha önce İran’daki Zağros dağlarının eteklerinde yaşayan Kutlar, 2150’de Akad İmparatorluğu’nu yıkmışlar ve Anadolu’da hâkimiyeti ele almışlardır. Bizans İmparatoru Mihail 1042’de İstanbul’dan doğuya doğru sefere çıkar, Gutların memleketini tâbiyeti altına sokar. Bizans İmparatoru Diojen, Alparslan’ın ordusunu karşılamak üzere Malazgirt’e giderken askerlerinin arasında Gutlar da bulunmaktaydı. Kutçadan kalan kişi, tanrı, yer adlarını ve cins isimlerin yapısını ve köken bilgisini Sümerolog Kemal Balkan tahlil etmiş ve Türkçe ile Kutçanın bağlantısını ortaya koymuştur. 400’de şimdiki Ordu ilimizin ismi Kotyora olarak kaydedilmiştir. Bu ismin hangi tarihte bu şehre verildiği belli değildir. Ancak 400’den önceleri de şehrin bu isimle bilindiği anlaşılmaktadır. Bu isim büyük bir ihtimalle kot kut yorası yöresi kelimelerinin birleşmesinden oluşmuş olmalıdır. I. yüzyılda Plinius bu şehri yine aynı isimle kaydetmiştir. Trabzon’da bulunmuş 483 tarihli bir onarım kitabesinde, onarıma yardım edenler arasında Gutlar da sayılmıştır. Bu bölgede Kut isminin Kot biçiminde söylendiği ve kayıtlara geçtiği, Kutlara ait bir ölçü birimi olan kot ve Komar/Kumar boyunda da görülmektedir. Bu, Yunan alfabesinde “u” sesinin olmayışından kaynaklanıyor olsa gerektir. Çaykara’ya bağlı Demirli köyünün eski ismi Kotu’dur. Araklı ilçesi Turnalı, İyisu, Pervane köylerinin ortasındaki tepenin ismi Kudula’dır. Trabzon’un yaylalarından birinin adı Kuti’dir. 1455’te Ordu’da Kutlucalu, Kutlulu Bolaman, Kutlulu Bozat adlı karyeler bulunmaktadır. Çorum’da Kutigin, Tokat-Sonisa’da Kutlu, Karahisâr-i Şarkî’de Kutluca, Canik’te Kutluca Baba, Kutlucaviran Reşadiye, Bayburt’ta Kutlulapa, Malatya’da Kutludere, Bolu’da Kutluviran, Kutluboğa, Kocaeli’de Kutluca İznik, Kutluca Gebze adlı yerleşim yerleri bulunmaktadır. Artvin, Rize, Trabzon, Erzincan, Bayburt, Kars, Bitlis ve köylerinde altı-sekiz kilo tahıl alan tahtadan yapılmış ölçeğe Kot/Kut denilmektedir. “Kot” kelimesinden türeyen kotar- “bir kaptan diğer kaba yemek boşaltmak”, kotarılma, kotarılmak, kotarma kelimeleri Türkiye Türkçesinde işlek kelimelerdir. Konuyu daha ilgi çekici duruma getiren ise 1069’da aynı ölçeğin bilinmesi; hem Balasagunlu Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig adlı eserinde kotur- “boşaltmak”, kotrul- “boşaltılmak”, hem de kut biçiminde Anadolu’da kullanılmasıdır. Trabzon ve yöresinde, kepçeye; hamur ve çeşitli sıvı yiyecekleri karıştırmada kullanılan dört çatallı değneğe; meyve toplamaya ve balık tutmaya yarayan ucunda torba olan sırığa kotal, gıdal, kuteli denilmektedir. Bu kelime kutal, kuteli olarak tarafımızdan yüzlerce kez tespit edilmiştir ve yakında yayımlanacak olan Trabzon İli ve Yöresi Ağızları’nda 3 cilt ayrıntılı olarak işlenmiştir. b. Kaslar / Gaslar Gaslar, Babil Kralı Hammurabi’nin 1750’de ölümünden hemen sonra Babil’e saldırmışlar, ancak başarısız olup geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Dağılan Kaslar Fırat kenarında Ana Hana şehrinde toplanmışlardır. 1677-1100 yılları arasında Mezopotamya’da hüküm sürmüşlerdir. Yani 1700 yıllarında Türkçe konuşan Kaslar, Mezopotamya’nın kuzeyinde, Anadolu’da yerlerini almışlardır. 1680-1160 yılları arasında Mezopotamya’da hüküm süren bir Kassit Devleti bulunmaktadır. Bu devletin krallarından ikisinin adı, I. Kurigalzu, XV. ve XIV. yüzyıllar; II. Kurigalzu, 1343-1321 Kurigalzu’dur. Kas Devleti’nin kağanlarının bazılarının isimleri şunlardır Gandaş, Agum, Abirattaş, Tazzigurumaş, Burnaburiaş, Ulamburiaş, Karaindaş, Kadaşman, Karahardaş, Kudur, Adad, Marduk, Zababa. Harezm’in eski idare merkezinin adı Kas olup Harezm Türkçesinde “çölde duvar” manasına gelmektedir. Bu şehir önemli bir medeniyet merkezi iken IV. yüzyılda siyasî önemini kaybetmiştir. 333’te Yeşilırmak üzerinde, Pers Strabı Ariarates’in idaresi altında olan Gaziura adlı bir şehir muhtemelen Amasya yüzyıllar sonra bu şehirden bahsetmektedir. Ayrıca Orta Karadeniz Bölgesi'nde Gaslarla ilgili üç yerleşim yerinden daha bahsetmektedir Gazacene, Gazira, Gazelonitius. Kaynaklardan anlaşıldığına göre Kasların bir bölümü Anadolu içlerinde iken diğer bir bölümü Altaylar bölgesindedir Kara Balasagun’da bulunan Göktürk alfabesi ile 752’de yazılmış Terhin Kitabesi’nde ve Moğolistan’da Tes ırmağı vadisinde bulunan 750’de yazılmış Tez Kitabesi’nde bu Türk boyunun ismi Kasar biçiminde geçmektedir. Kitabelerden Kasarların bugün Moğolistan sınırları içinde bulunan Altaylar bölgesinde, Tes ırmağının doğduğu yörelerde oturdukları anlaşılmaktadır. Kasarların bir başka bölümü Hazar denizi çevresindedir. 576’da Göktürk Devleti sınırının Karadeniz kıyılarına ulaşmasından sonra, Batı Göktürk Devleti’nin batıdaki uç noktasını Kasarlar oluşturduğu için Çin kaynaklarında da yerini almıştır. Bizans sınırında yer almaları dolayısıyla Bizans kaynakları da onlardan, bu tarihlerde, sıkça söz etmektedir. Aslında batıya gelen Kasarlar, kendilerinden 558’de Sasanî-Sabar Savaşı’nda söz ettirirler. Hazarlar, VII. yüzyılın ortalarına doğru Göktürklerden kopup müstakil bir duruma gelmişlerdir. yüzyıllar arasında, Hazar denizinin batısında, Don, Volga ve Kafkasya üçgeninde, geniş bir coğrafyada Hazar Devleti’ni kurmuştur. Hazar Devleti’nin kuruluşunun 650 yıllarında olduğu tahmin edilmektedir. Bu yüzyılın ikinci yarısında Gürcistan ve Azerbaycan’a akınlar yaptıkları ve Tiflis’i topraklarına kattıkları bilinmektedir. 626’da Sasanîlerle Avarlar İstanbul’u kuşatmışlardır. Bunun üzerine Bizans İmparatoru II. Konstans Herakleios 641-668, Tiflis yakınlarında Hazar Yabgusu ile görüşmüş, ondan aldığı kişilik bir ordunun yardımıyla Anadolu’yu Sasanî ve Avarlardan kurtarmıştır.* *Hazarların Anadolu'daki varlıkları 600'lü yıllara kadar gitmektedir. Bizans-Sasanî savaşları sırasında Hazarlar Bizans tarafını tutmuş ve onlara askerî bakımdan yardım etmişlerdir. Bunun bir sonucu olarak Hazar-Bizans dostluğu daha da artmıştır. Bizans İmparatoru II. Justinianus 685-695, 705-711 ve 741-775 Hazar prensesleri ile evlenmişlerdir. ile Hazar Prensesi Çiçek'in oğulları IV. Leon Hazaros 775-780, tarihte Hazar Leon olarak bilinmektedir. İbrahim Kafesoğlu; Türk Millî Kültürü, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1999, Brook; Bütün bunların doğal sonucu olarak Hazarlar Anadolu içlerine kadar inip yer yer bu coğrafyaya yerleşmişlerdir.* Tiflis ve çevresini uzun süre ellerinde tutan Hazarlar, zaman zaman Karadeniz’in güneyinde de etkili olmuşlardır. Osmanlılardan önce Hatay Kel dağının adı, Yunan haritalarında Kasios, Romalıların haritalarında ise Casius olarak kaydedilmiştir. Hazar denizinin iki ismi vardır. Batılılar Hazar denizine Caspium Kaspium demektedirler. Kelime kökü Kas’tır, -ium ise Akatça nispet ekidir. Türkçe kaynaklarda ise Hazar Kasar’dır. Hem batı dillerinde hem de Türkçede kelimenin kökünün aynı oluşu gerçekten ilgi çekicidir. Durum böyle olunca Kafkasya kelimesindeki “kas”ın kaynağının da Kaslar olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. 1486’da Maçka’ya bağlı Guzari köyünün isminin Gas/Kasların bir hatırası olduğu düşünülmektedir. Ordu merkez Artıklı köyünün bir mahallesinin adı Gas köyüdür. 1530 yılında kaleme alınan tahrir defterlerine göre Sivas ve Tokat-Kasin, Kara-hisâr-i Şarkî Kasir, Trabzon Kasırcalu, Kemah-Gazgar ve Kasan, Bayburt İspir-Kasalu-viran, Malatya-Kasaba, Kasrik, Gerger ve Kahta-Kasrik yer adları geçmektedir. Bu isimlerin Kaslarla ilgili olabilme ihtimalleri bulunmaktadır. İhtimallerin doğruluğu ileride yapılacak araştırmalarda ortaya çıkacaktır. c. Kurlar/Gurlar Gurların ana vatanının Çin sınırlarında olduğu anlaşılmaktadır. Gurların bir bölümü, bilinmeyen veya tespit edilemeyen bir tarihte, diğer pek çok Türk boyu gibi batıya göçmüşlerdir. Orta Asya’da kalan bölümü daha sonraki asırlarda tarih sahnesinde Uygur Gur > Ugur > Yugur > Uygur ismiyle yer almışlardır. Batıya göçenlerin bir bölümü Fin-Ogurlar olarak günümüzde dünya üzerinde yerlerini almışlardır. Macarların Hungar adına gelene kadar geçirdiği aşamaların şu şekildedir On-Gur > Hungar. Bulgafiiline bağlanması gelenek hâline gelmiştir. Bulgar ismi ise belki de Beş-Gur>Bel-Gur> Bulgar gelişmeleriyle günümüzdeki biçimine gelmiştir. ç. Kimmerler Türk kavimlerinden Kimmerler ve Sakaların 2000’li yıllardan itibaren Anadolu’ya, dolayısıyla Karadeniz Bölgesi’ne gelip yerleştikleri anlaşılmaktadır. Ön Asya’nın bilinen ilk Türkleri Kimmer ve Sakaların Karadeniz Bölgesi’nde iskân ettikleri bilim âleminin ortak görüşle kabul ettiği bir gerçektir. VI. yüzyılda Aiskhylos, Karadeniz kıyılarındaki Skythiaları Sakaları tanıtmaktadır. II. yüzyılda Polybios, Historiae adlı eserinde Karadeniz kenarlarında Kimmer boğazından ve İskit yaylalarından bahsetmektedir. Kimmer ve Sakalarla ilgili önemli ve ayrıntılı bilgiler, Atinalı Ksenophon’un 430-355 Anabasis 400-401 adlı eserinde yer almaktadır. Pers İmparatoru Keyhüsrev, kendi lehine savaşması için Yunanlı bir orduyu paralı asker olarak ülkesine çağırır. Keyhüsrev’in ölümüyle sonuçlanan Runaksa Savaşı’ndan sonra bu ordu, Eylül 401-Mart 399’da memleketlerine dönerken Fırat vadisinden Karadeniz’e ulaşır. Trabzon’a ulaştıktan sonra sahile paralel olarak Sinop’a kadar yürürler. “Onbinlerin Dönüşü” adıyla tarihe geçen bu yolculuğu Ksenophon, Anabasis adlı eserinde ayrıntılarıyla anlatmaktadır. Yunanlı askerlerin maceralarını anlatan eser, Karadeniz Bölgesi’nin etnik yapısıyla ilgili çok önemli bilgiler vermektedir. Ksenophon’a göre Karadeniz Bölgesi’nde bu yıllarda şu kavimler bulunmakta idi Onbinler önce “Taokhlar”ın memleketine gelir. Sonra madencilikleriyle tarihe mal olmuş “Khalybler”i karşılarında bulurlar. Bayburt ovasında ise İskit/Sakalara rastlarlar. Trabzon tarafına doğru ilerlerken Makronlar ile karşılaşırlar. Batıya doğru ilerlediklerinde Kolkhlar, Driller, Massynoikler, tekrar Khalybler ve Tibarenlerin memleketlerinden geçip Sinop’a ulaşırlar. Onbinlerin Karadeniz’e ulaştığı yüzyıllarda ise Trabzon’un doğusunda Bechireler, Ekekheirieler ve Kolkhlar oturmaktaydı. Bu kavimlerin hiçbiri Yunanca konuşmuyordu. Bir başka ifade ile Onbinler, bu kavimlerin herhangi biri ile aynı dili konuşarak anlaşamamışlardır. d. Sakalar / İskitler Sakaların ismi Anabasis’te Skythenler İskitler biçiminde geçmektedir. Onbinler, Taokhlar ve Kaliplerin memleketlerini geçtikten sonra Skythenlerin yurtlarına ulaşırlar. Bahsedilen bölge büyük bir ihtimalle Bayburt ve yöresidir. Çince Se, Sai Sak; Farsça Saka; Yunanca Skythai İskitler; Hititçe Sakas adıyla geçen Saka Türkleri, XII. yüzyıldan itibaren Hazar denizi ile Tanrı dağları arasında geniş bir coğrafyaya hâkim idiler. Saka kelimesi Farsça “göçebe” sözcüğünün eş anlamlısı olarak kullanılmıştır. VII. yüzyılda Tuna’ya kadar ulaştılar. Daha sonraki zamanlarda topraklarını genişletmeye devam ederek Hindistan’a indiler. Bütün İran’ı ellerine geçirdiler. Böylece Orta Asya’nın büyük bir bölümünde hâkimiyet kurarak bir imparatorluk durumuna geldiler. Sakaların sınırı Karadeniz kıyılarına kadar uzanmıştır. Kurdukları imparatorlukta yönetici kendileri idi. Yönetimleri altında çeşitli milletler bulunmaktaydı. Bunlar arasında İranlılar da vardı. Bu yüzden bazı tarihçiler onları İran kökenli göstermek istemişlerdir. Hâlbuki Orta Asya’da yapılan kazılarda elde edilen bulgular, Sakaların sanat ve dillerinin Türk kültürü ve dilinin bir parçası olduğunu ortaya koymaktadır. Kazakistan’ın Almaata kenti yakınlarında yapılan kazılarda elde edilen malzemelerden Göktürk alfabesine benzer bir alfabe kullandıkları anlaşılmıştır. Çıkarılan kaplar üzerindeki yazıda “Khan uya üç otuzı yok boltı utıgsa tozıldı Hanın üç oğlu yirmi üç yaşında yok oldu, halkın? adı sanı da yok oldu” cümlesi yer almaktadır. İran destanlarında Afrasiyap, Divânü Lûgati’t-Türk’te Alper Tunga biçiminde adı geçen kahramanın Sakaların kağanı olduğu sanılmaktadır. Alper Tunga’nın ismi Şehname'de İran-Turan savaşının anlatıldığı bölümde geçmektedir. Bu durum aslında şüpheleri ortadan kaldırmaktadır. Sakalar, tarih içinde zaman zaman Anadolu’ya gelip yerleşmiştir. Ksenophon’a göre 400’de Trabzon’a yakın bir yerde yaşamaktadırlar. Onlar, günümüz Türkiye’sinin doğu bölgesinde önemli bir yer teşkil etmektedir. Sakaların bir boyu olan Phasian/Pasinler ve onların alt kolları olan Orbetler, Pasanlar, Gagavanlar, Kurmançlar, Sahatlar, Çavdarlar ve Şorlar Türkiye’nin doğusunda yerleşmişlerdir. Sakaların boyları Karduklar, Botiler ve Paktuk Türkiye’nin muhtelif yerlerinde iskân etmişlerdir. Yine Türkiye’deki Garzan, Arzan, Guran, Müküs, Albak Akari Hakkari, Zap, Uşani, Botan, Kardak, Kürdek ... yer isimleri ve bu isimlerin bozulmuş biçimleri onların boy, soy ve aile isimlerinin miraslarıdır. Sakaların ilgi çekici bir mirası da Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara ve Ankara isminin kaynağıdır. Yakutistan’da da Angara isimli bir şehir bulunmaktadır ve tıpkı Ankara gibi tiftik keçisiyle meşhurdur. Bilâl Ak; "Ankara Adının Kaynağı ve Yeni Bir Yaklaşım" Türk Yurdu, Sayı 176, Nisan 2002, Sakalar, II. yüzyılın sonlarına doğru zayıflayıp yıkılırlar, Hunlar ve diğer kavimlerin arasına karışırlar. Çok az bir kısmı Moğol dönemine kadar varlığını sürdürmüştür. Moğol istilâsı sırasında kuzeye çekilmişlerdir. Günümüzde Moğolistan’ın kuzeyinde yarı bağımsız bir devletleri olan Yakut Türkleri, Sakaların/İskitlerin torunlarıdır. Trabzon çevresinde Sakalarla ilgili en önemli kalıntı, yer isimleridir. Rize’nin güneyinden başlayıp yılan biçiminde doğuya doğru uzayan dağların ismi, Silan Yılan dağıdır. Türkiye Türkçesinde kelime başında yer alan y seslerinin Yakut Türkçesinde s- ile karşılanması hem Yakut-Saka bağlantısını ortaya koymakta hem de bölgede Sakaların varlığı konusunda bize önemli bir ipucu vermektedir. Amasyalı Strobon 21, Geographica adlı eserinde Skydises / İskit dağından bahsetmektedir. Maçka’nın güneydoğusunda yükselen bu dağın adı bugün Kolat dağlarıdır. Heredot’un Karadeniz’in kuzeyindeki İskitler olarak tanımladığı Skolat/Kolatların ismine Kolat dağları olarak rastlamamız oldukça ilginçtir. Ayrıca Kolat/Kolatoğulları aile adı bu yörede hâlâ yaşamaktadır. Artvin Yusufeli Barhal köyünde bir Kolalet Kolat yurdu anlamında Mahallesi Altıparmak köyü Uzun Çalı Mahallesi bulunmaktadır. Çaykara’nın Şahinkaya köyünün eski ismi Şur/Şor; Trabzon merkez ilçeye bağlı Çamoba köyünün eski ismi Potila Sakaların bir boyunun ismi Poti’dir; Arsin’in Yolaç köyünün eski ismi Mukuzi Sakaların bir kolunun ismi Müküs’tür’dir. Bu yerleşim yerlerinin ismi, Saka Türklerinin günümüze kalan mirasıdır. Kardukların İskitlerin bir boyu olduğunu yukarıda söylemiştik. Akçaabat’ın Gardı/Gurdu Mera, Maçka’nın Hortuk Obi Bala ve Hortuk Obi Vasat adlı yerleşim yerlerinin isimlerinin İskitlerin Kardak boyu ile ilgili olduğu tahmin edilmektedir. ORTA VE DOĞU KARADENİZ BÖLGESİ’NİN TARİHÎ ALT YAPISI TARİH - ETNİK YAPI - DİL - KÜLTÜR Doç. Dr. Necati DEMİR Genelkurmay ATASE ve Genelkurmay Denetleme Başkanlığı Yayınları, 2005 ___________ Anadolu’da kurulan devletlerin, tarihin hemen her döneminde karşılıklı olarak anlaşmazlıkları olmuştur. Çünkü bu kara parçasının her zaman stratejik önemi görülmüş ve üzerine diğer devletler tarafından hesaplar yapılmıştır. Türkiye’nin yer aldığı bu coğrafya, asırlar boyunca insanların gereksinimleri ve bunları sağlama yollarının, güç denge ve kaynaklarının değişmesine karşın, önemini artırarak korumaya devam etmektedir. Bu coğrafyayı yurt tutan Türkler, daha az ilgi çeken bölgelerde yaşayan uluslara kıyasla daha dikkatli, kendilerini bekleyen tehlikelere karşı daha hazırlıklı ve güçlü olmak zorundadırlar. Bu sadece vatan sahibi olarak özgür ve bağımsız olmanın değil, aynı zamanda yaşamanın ve yaşamı sürdürebilmenin de ön koşuludur. Türkiye’nin konumu nedeniyle dünya üzerindeki önemini etkileyen maddeler alt alta yazıldığı zaman nedenlerin çok olduğu görülmektedir. Siyasî, ticarî, askerî, iktisadî, stratejik ve hatta tarihsel yönlerden üzerinde yaşayanlara büyük olanaklar bahşeden böyle bir vatanda yaşamak gurur vericidir. Ancak, bu olanakları güce dönüştürüp ulusal bilinçle hareket edilmez ise önemi ile orantılı olarak karşıtlarının da olabileceği bilinmelidir. Türkiye, bir tarafta dış güçlere karşı kuvvetli olmak zorunda iken, diğer taraftan eğitim eksikliğinden kaynaklanan sorunlarla da mücadele etmektedir. Ne yazık ki, sonrakiler öncekilerden daha az önemsiz değildir. Bu bağlamda soru şudur Bu vatana göz dikenler mi daha tehlikeli yoksa, üç tarafı denizlerle çevrili bu toprakların hangi zorluklar, çileler ve meşakkatlerle vatan yapıldığının farkında olmadan yaşamak mı? Bu millet bilinen en eski tarihlerden beri yeri gelmiş ordular hâlinde vatanı için cephelere koşmuş, yeri gelmiş kendi toplumsal ve kültürel değerlerini yaratarak bu toprakları vatanlaştırmıştır. Çünkü toprak, bağrında yaşayan insanların dili, dini, yaşam biçimi ve anlayışı, toplumsal ve kültürel değerlerinden üzerine aldıklarıyla vatan olur. Dağların, derelerin adı Türkçe ise, insanlar Türk kültüründen hatıraları ad olarak taşıyorlarsa, işte orası Türk yurdudur. Yüce ATATÜRK’ün 31 Ocak 1923'te İzmir'de eski gümrük binasında halka yaptığı konuşmasında "Buralar kırk asırlık bir ecdat yurdudur." diyerek, Türk kimliği ve Türk tarihine büyük önem vermesi, bu düşünceler ışığında daha iyi anlaşılmaktadır. Evet, Anadolu’nun kırk asırlık Türk yurdu olması önemlidir; ancak, bunun bilincinde olmak da bu gerçek kadar önemlidir. Ulusal bilinç, ulusal kültür varlıklarımızı araştırmak ve belgelerini ortaya koymakla gelişecektir. “Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi’nin Tarihî Alt Yapısı” adlı elinizdeki bu eserin ulusal bilince katkıda bulunacağını umuyoruz. Erdoğan KARAKUŞ Dr. Hv. Korg. ATASE ve Dent. Başkanı Tarihî kaynaklar, yer isimleri, yörede konuşulan Türkçenin özellikleri, mimarî eserler, halk oyunları ve diğer kültür unsurları dikkate alındığında Trabzon ve çevresi, Türkiye’nin Türkleşen ilk bölgesi olduğu anlaşılmaktadır. Turan kökenli Kutlar, Kaslar, Kurlar, Kimmerler, Sakalar, Alanlar, Avarlar ve Komarlar ile Türk kökenli Hunlar, Bulgarlar, Macarlar, Uzlar, Karluklar, Kumanlar/ Kıpçaklar, Kırgızlar ve Peçenekler; Oğuz Türklerinden önce Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi’ne gelip yerleşmişlerdir. Selçuklu Türkleri Malazgirt Savaşı’ndan hemen sonra 1080 yılında Trabzon ve çevresini topraklarına katmış, ancak kısa bir zaman sonra bölgeden geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Selçuklu Devleti zamanında kurulan Saltuklu Beyliği, Dânişmendli Beyliği ve Mengücek Beyliği topraklarını kuzeye doğru genişleterek Karadeniz sahillerine yaklaşmışlardır. Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi’ne yakın coğrafyalarda kurulan Hacıemiroğulları Beyliği, Taceddinoğulları Beyliği, Şebinkarahisar Emirliği, Erzincan Emirliği sınırlarını sürekli Trabzon ve çevresine doğru genişletmişlerdir. Akkoyunlular, Doğu Anadolu Bölgesi’nden kuzeye doğru ilerleyerek Doğu Karadeniz Bölgesi’nin arkasındaki dağlara kadar ulaşmışlar, hatta çeşitli yollarla Karadeniz’in sahillerine inmişlerdir. Sürmene’nin Halanik köyünde Akkoyunluların bir pazarının olması gerçekten ilgi çekicidir. Trabzon ve çevresi, 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Trabzon ve çevresi Osmanlı topraklarına katılmadan önce bu yörede yaşayanların çoğunluğunun Hristiyanlaşan Türkler olduğu kaynaklardan anlaşılmaktadır. Oğuzlardan önce gelip Trabzon ve çevresine yerleşen Türklerin ağız özellikleri hâlâ korunmaktadır Kelime başında k- ve t- ünsüzlerinin korunması, y->c-, -g->-v- değişmeleri, şahıs zamirlerinin bular, olar, şular biçiminde söylenmesi bunlardan bazılarıdır. İslâmiyet öncesi Türk kültür unsurlarından olan kurt dede motifi, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde hâlâ canlılığını korumaktadır. Eski bir Türk yaylı sazı olan kemençe, bölgenin en önde gelen müzik aracıdır. Kaynağı Orta Asya olan serender mimarlık biçimi, Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi’nde en az 2400 yıldır bulunmaktadır. Serender mimarlık biçimi ile yapılan ahşap camiler ve ahşap camilerin içinde yer alan motifler ise Türk kültürünün bir ansiklopedisi durumundadır. Doç. Dr. Necati DEMİR Türkiye’de Türk Kavimlerinin Öncüleri 2. Karadeniz’in Güneyinde İlk Türk Kavimleri a. Kutlar / Gutlar b. Kaslar / Gaslar c. Kurlar / Gurlar ç. Kimmerler d. Sakalar / İskitler 1 Taokhlar 2 Kalipler 3 Makronlar 4 Kolklar 5 Drayalar 6 Massagetler / Massyonikler 7 Tibarenler 3. Komarlar / Kumarlar 4. Hunlar 5. Bulgarlar 6. Alanlar 7. Sabarlar / Sabirler 8. Hazarlar 9. Macarlar 10. Uzlar 11. Avarlar 12. Karluklar 13. Kumanlar / Kıpçaklar 14. Kırgızlar 15. Peçenekler 16. Diğerleri 17. Anadolu Selçukluları Dönemi ve Birinci Dönem Türk Beylikleri a. Anadolu Selçukluları b. Saltuklular c. Dânişmendliler ç. Mengücekler 18. İkinci Dönem Türk Beylikleri a. Eratnalılar b. Kadı Burhaneddin Ahmed Devleti c. Hacıemiroğulları Beyliği ç. Akkoyunlular d. Taceddinoğulları Beyliği e. Şebinkarahisar Emirliği f. Erzincan Emirliği 19. Osmanlı Devleti Dönemi 20. Türkiye Cumhuriyeti Dönemi a. Yeryüzü Şekilleri b. Akarsular c. İklim ç. Bitki Örtüsü d. Nüfus İKİNCİ BÖLÜM ETNİK YAPI 1. Trabzon Yöresinin Etnik Yapısı a. Kuzey Türklüğü b. Oğuz Boyları 1 Çepni 2 Bayındır 3 İğdir 4 Kınık 5 Salur 6 Yıva 7 Yüreğir ÜÇÜNCÜ BÖLÜM DİL 1. Trabzon Yöresi Ağızlarının Genel Durumu a. Birinci Ağız Yöresi b. İkinci Ağız Yöresi Harita 1 Ağız Araştırmaları iin Trabzon’da Derleme Yapılan Yerler Harita 2 Trabzon İli Ağız Yöreleri Haritası DÖRDÜNCÜ BÖLÜM KÜLTÜR 1. Kurt Dede ve Tarihî Bağlantısı 2. Horan a. Horan Kelimesinin Kaynağı b. Horanın Coğrafyası c. Horan Giysileri ç. Horanın Temel Kuralları d. Horan Biçimleri e. Yörelere Göre Horan f. Horan Terimleri 3. Kemençe a. Kemençe Kelimesinin Kaynağı b. Kemençenin Coğrafyası c. Kemençenin Yapılışı ç. Kemençe Terimleri 4. Serender a. Serender Yapı Biçiminin Kaynağı b. Serender Yapı Biçiminin Coğrafyası c. Serender Kelimesinin Kaynağı ç. Serenderin Yapılışı d. Serender Terimleri 5. Ahşap Camiler a. Ahşap Cami Yapı Biçiminin Kaynağı b. Ahşap Camilerin Coğrafyası c. Araştırma Yapılan Ahşap Camiler ç. Ahşap Camilerin Yapılışı d. Ahşap Camilerde Öne Çıkan Bazı Motifler ve Tarihî Alt Yapısı e. Ahşap Camilerle İlgili Terimler Sonuç ve Değerlendirme
karadeniz bölgesi türküleri ve hikayeleri